Yaşamda bir yolcu

• 25/2/2009 - Zaman geçmiyor...

Kategori: Denemelerim
Zaman geçmiyor. Nasıl bir kavramdır zaman kavramı. Nasıl ne zaman başladı zaman nerde biter sonu var mıdır başlangıcı nerdedir.

Yarın ameliyat olacakmışım. Kader kısmet akış onu getirdi önüme. Önüme gelene uymak düştü. Birinin yaptığı bir hatalı kesiti bir başka biri düzeltmekle yükümlü oldu. Hani biri üzse sizi bir başkasına anlatırsınız sanki o düzeltecekmiş gibi gelir. Aslında istediğiniz sığınılacak bir limanda bulunmak güven ihtiyacıdır. Ama iz bırakmıştır olan. Yaşam neler getirir getirdiklerinden götürdükleri olur. Alma ve verme dünyasıdır. 

Zaman geçmiyor, akmıyor, tıkalı kalmış sanki önü. saniyeler bile uzun uzun doluyor sayası gelse insanın sayamayacak nerdeyse. Öyle çok sayı gerekiyor ki saymak için en iyisi hiç saymamak. Ameliyat olmaktan korkmak değil. Ölümden korkmak da değil, garip bir hal garip bir duruş. Bilinmez olanın buruk garip heyecanlı bekleyişi. O an gelse hani bi de geçse sonra üstüne bol köpüklü kahveler içilse dostlarla kırk yıllık hatırı olan cinsten. Hani yaşansa da bitse. Acı olan beklemek . Beklemek . Beklentisizliğe ulaşmaya çalışan biri için beklemeyi yeniden öğrenmek. Ah bir de sigarasızlık. O yok mu işte. Nasıl da vuruyor insana bir tokat gibi röntgen filmindeki beyazlıkların etkisi dumansızlık eylemi. Nasıl da tutsak olmuşuz tütüne ve onun sarhoşluğuna nasıl da esir olmuşuz. Son yirmidört saat bari içmemeliymişim tütünü. İnsan ömründe ne kadar yer tutar yirmi dört saat, kimbilir kaç dakika ya da saniyedir. İsteyenler hesaplasın. Benim işim değil. Benim işim beklemek. oluşu beklemek oldu bitti diyebilmek. Çok şükür bu da geçti diyebilmek. Beklemekle geçen bir ömür değil mi zaten hep bir şeyleri beklemez miyiz. İsteriz isteğimizin olmasını beklemek .Bunu yapabilmek için karar verebilmek seçenekler arasından en iyisini seçebilmek isteme yapabilme cesaretini gösterebilmek. Bekliyoruz. Bazen düşünürüm doğduğumuz andan itibaren yaşadığımızı sanarak ölümü beklemek. Bazen bazı yerlerde canlı ölüler gibi yaşarız. Adeta ruhumuzu yaşarken teslim etmek ölüme. Ölü bedenler halinde evlerde sokaklarda dolaşırız. Bazen de sessizce çığlıklar atar bir an önce gelse de ölüm bizi kurtarsa deriz. Kurtuluşumuz ölüm demidir yaşamda mıdır.  Ölüm korkusu mudur bizi yaşamdan alıkoyan. Ölümden korkuyorsak eğer niye capcanlı deli dolu yaşamıyoruz. Akıllı yaşamamız gerekli bir anı bile ziyan etmeden delirmeden çoşmadan sakince akıllı deli olamaz mıyız. Su damlası bile boşa gitmesin derken kocaman ömürleri boş yere bazen bir hiç uğruna bazen idealler uğruna bazen düşler uğruna bazen geçmişte yaşanmış anılara takılı kalarak göremeden dünyanın güzelliklerini  ömürlerimizi boşa geçirmez miyiz. Boşa takılı vites tehlikeli olmaz mı. Aslında hiç bir şey boşa değildir. Boş gibi gelse de illa ki bir şey gelir oturur içine boşluğun. İsteyelim ki güzel şeyler gelsin otursun.

Zaman geçmiyor. Akmıyor. Tüm saatlerimi yarına ayarladım.  Biraz unutmak mümkün olsa yarını, bugünü yaşayabilsem. Olmuyor. Bugünü yarına verdim, hediyem olsun al sana yarın al bugün de senin olsun dedim. Ah yarın  yarın.. Ne yapacağım seninle yarın. Sadece merak kontrol edilemez bir duygu seli. Meraklı olma halleri.. Merak duygusunu da yok etmeye çalışan biri için garip bir hal. İsmin hallerinde meraksızlık hali yoktur sanırım. Sadece merak. nasıl olacağını merak etme. O narkozun verilmesi geriye doğru say bakalım denilmesi o buz gibi odada yeşil önlüklülerin önünde yeşil örtülerin altında en tepede kocaman yanan bol ışıklı lambalar ne kadar uğraşsalarda veremezler güneşin sıcaklığını. Buz gibidir ameliyathaneler. Yeşil umuttur. Yeşil önlüklüler yeşil önlüğün içinde olanı ameliyat ederler. Yeniden düzenlerler.

Zaman geçmeyince insan bir şeylerle meşgul olmalı. Düşünceler kontrol edilebilir mi. Edilebilir elbette. Ya da başka meşguliyetler yaratılıp kaçılabilir düşünme eyleminden düşünmeme eylemine geçilebilir başka bir eylem içine girilebilir balıklama. Yer değiştiren düşünceler izlenebilir. Aklı nasıl meşgul etmeli. Sokaklarda mı dolaşmalı, eş dost ziyaretine mi götmeli, geyik muhabbetlerine mi dalmalı. ne yapmalı. Ya da birini bulup tavla mı oynamalı ya da ekranın karşısında mı oyun oynamalı. Rüzgara mı bırakmalı yoksa...Ürkeklik sarmış heryanımı

Ciğerlerim nasıl da acıyor her nefesi aldıkça. Nasıl da insanın canı istiyor tekrar takrar acıyı hissettikçe sigara içmeyi. acı duydukça içmek isteği, acı duydukça evet temizleniyor ciğerşlerim diye düşünmeki her nefeste için acıması...

Zaman geçmiyor. Zaman yarında takılı kalmış.

Ve zaman biraz olsun geçti...


Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 19/2/2009 - Adınız, adınız...

Kategori: Denemelerim
İşyerinden çıkmış gidiyordu. metronun gelmesine biraz daha zaman vardı. Gözleri uzaklara dalmış giderken birden sağ tarafta duran koyu mavi bir otomobilden bir kadın indi. Uzun düz siyah saçları vardı.  Arabanın arka tarafından dolanarak önüne geçti. Adınız, adınız Yasemin değil, değil mi ? diye sordu.

Tam da o anda Yasemin ona doğru gelmekte olduğunu farkettiği yüze bakıyordu. Bu, bu yüzü tanıyordu, ama isim, ismi unutmuştu. Ama yüzü tanıyordu, nereden tanıdığını da bilmiyordu ama tanıyordu. O yüzü biliyordu. Geçmiş perdesini aralamaya çalıştı, gözlerinin önünden şerit gibi yüzler geçti ama eşleşemedi hiç bir yüz ona doğru gelmekte olan yüzle. Gelen yüz gülümsüyordu. Sıcak içten samimi bir gülümseme vardı yüzünde. Evet adım Yasemin ve seni tanıyorum dedi, kendinden emin bir sesle Yasemin ona doğru yakınlaşmakta olan yüze..

Gülümseyen yüz birden rahatladı Evet köşe başından beri izlemekte olduğu ve ona doğru gelmekte olan kişi acaba mı diye düşündüğü Yasemindi. Yanılmamıştı. Yanılmamış olmak ne güzel bir şeydir. İnsan kendini ne kadar da iyi hisseder. Bilmiş olmak bilmediği halde ya da sandığı emin olmadığı bir şey hakkında yanılmamış olmak ne harikulade bir duygudur. Tarifsiz inanılmaz. Hatice içinden gelen sesi dinlemiş ve köşeden ona doğru gelmekte olanı beklemişti. Aslında işe de gitmesi gerekiyordu. Geç kalmıştı öğle tatilini neredeyse bitmişti. Ama o anı bir daha yaşayamacağı için beklemesi gerekiyordu. içindeki ses ona onu söylemişti.

Bu onlarım yaşamlarında üçüncü karşılaşmaları olacaktı. ilk başta okulun sözlü sınavında karşılaşmışlar, daha sonra da ayrı okullara gitmişler ve ortak arakdaşları aracılığıyla okuldayken  yeniden karşılaşmışlardı. Çok fazla bir zamanı birlikte geçirmemişler ama birbirlende kalıcı olarak iz bırakmışlardı.Ve gene başka bir şehirde yeniden akış onları karşılaştrımıştı. Birbirleriyle olan yaşanmamış olan karmaları vardı. Bu olanlar tesadüf ötesi bir durumdu ya da tesadüf karesi belki de küpü  diyebiliriz tabi bu duruma.

Yasemin hiç değişmemişsin, yürüyüşün duruşun görünüşün hala eskisi gibi. seni yürüyüşünden tanıdım dedi, Hatice. Yasemin buna çok sevinmişti. Ne güzel hala kendini gençlik günlerinde gibi hissediyordu zaten. İçindeki o çocuk hala inadına büyümüyordu. Ne güzeldi. Zaten yaşlanma zihnini de iptal ettiğini söylüyordu. Yaşlanmayacağına inanıyordu. Ama bu hakikaten garipti lisedeki hali ile aynı olması. kaç sene geçmişti üstünden lise yıllarının. Hala o eski zamandaki gibi olmak. Hala genç olmak, hiç bitmemesi gençliğin. harikaydı.. Herşeye rağmen harika bir duyguydu...

Yasemin de çok şaşırmıştı. birden hatırladı. Ortak geçmişlerini. Çok şaşırmıştı o da. Birbirlerine sarıldılar sımsıkı. konuşacak bir çok şey vardı..Yasemin eski arkadaşlarını bulma sitelerine üye olmamıştı ama çevresinden üye olsana bak okul arkadaşlarını bulursun diyorlardı.  Acaba üye olsam mı falan diye düşündüğü zamanlarda olmuyor değildi.. Gülerek arkadaşına  ne gerek var facebook a bak isteyince nasıl da oluyor deyivemişti. ikisi de kahkahalarla yolun ortasında güldüler. Onlara bakanlara hiç aldırmadan.

Laf lafı her zaman açar bir şey hep ayını mı  çoğaltır. Bazen aynısını bazen de türevini yaparak yeniden çoğalır. Laf lafı elbette açardı. Kilit kiliti açmaz ama laf çok kiliti açardı.Araba yolun ortasında kalmış ve onlar hiç farkında olmadıklarından mıdır nedir arkada ufak bir araba sırası olmuştu. Alelacele adreslerini telefonlarını aldılar..

Eski yeni  iki arkadaş yollarına devam ettiler..

Yolda durmak olmazdı...
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 30/1/2009 - Daha erken!

Kategori: Denemelerim
Akşam üstü metrodan inen insanların arasında gidiyordum.  Gün güneşin batmaya yakın halini gösteriyordu. Tüm saatler işbirliği içinde zamanın akışını akış hızını takip etmekteydi tüm dünyada. Yaşam döngüsünde sabah çıktığım noktaya akşam geri dönmek üzereydim yaptığım tek şey bu bu döngüdeki bireyselliğimin yapılması gerekeni yapmaktı. Evim evim sıcak evim. Nedense soğuk evim demeyiz. Ev kavramı sıcaktı. ev soğuk bile olsa sıcaktır, güvendir huzurdur. Evi özleriz. İngilizce de house ve home aynı şeyleri ifade etselerde yüklendikleri anlamların farklı olduğu söylenir. Evde yaşayanların sıcaklıkları ile o sert yapı yumuşar sıcacık sarar insanı eğer biz afiyetteysek.

Keşke daha erken çıksaydım dedim içimden kendi kendime.  Keşke. İnsanın iç konuşmaları hiç bitmez ya hani. Uzun uzun söyleşir insan kendisiyle.Hiç bitmez sözler ve sözlerin hikayeleri.  Geç kaldım, dedim içimden. Tam da sürü halinde metrodan merdivenlere doğru ilerleyen kalabalığın içinde kendime yol açabilmek için adımlarımı hızlandırıyorken.  Geç kalmıştım. Evde bekleyenler vardı. Kimi zaman güzeldir bir bekleyenininizi olması, kimi zamansa istemez insan bir bekleyeni olsun. Zamana önceliğe mekana göre değişir sanırım. Baktığımız bulunduğumuz açıda nerde durduğumuz önemlidir. 
 
Tam o esnada yanımdan geçen bir ses daha erken dedi. Daha erken.! Zamanın mekanın durduğu bir andı. Kaldım öylece olduğum yerde. Ruhum kaldı o zamanda mekanda. Gördüklerim hislerim sonsuza kadar belleğime kazındı. Daha erken. İçimden konuşurken kendim kendimle nasıl olur da durmuştu biri. Sırf yanımdan geçiyor olmak bile yeter miydi duyabilmek için yanındakileri. Hani bazen haykırsan da duymaz  ya da yanı şeyi desen de sen bir şey dememişsin gibi tavır alır karşındaki. Ben fısıldamamıştım. içimden konuşuyorum kendimle. Dışımdan belli mi oluyordu ne düşündüğüm. Bir andı sadece nerden bilyorlardı ne düşündüğümü. Raslantısal bir tesadüf deyip geçmeli miydim. Öyle ya bilimsel bir bakış açısı yoktu.  Her şeyi kanıtlama çabamız var sonuçta. Kanıt isteriz. Kanıt nedir ki. Emin olmak isteriz sanırım. Yanılmayacak şekilde bilmek isteği ihtiyacı. Rastlantı ya da başka bir şey her ne ise. Neden o iki sözcük kullanıldı. Benim de zamanın geç oılduğunu sorguladığım anda ve mekanda.  An durmuştu ben akıştaydım. merdivenlere doğru ilerliyordum. An durmuştu.  Arkadaşına diyordu, daha erken diye. Niye tam da ben zamanı sorgularken söylemişti. Onun için erken olan an benim için geçti. Aynı zamanda ve mekanda yaşanan iki farklı yaşamın aynılığının farklılığı. Garipti gerçekten. Ona göre erken bana göre geç. Elbette ya. evrensel olgularda vardı asla değişmeyen sabitler vardı. Ama bazı şeyler değişkendi. bir şeylere göre değişirdi. Çünkü o bağlı olduğu değişkenler vardı. Değişkenlerinin aldıkları değerler değişince sonuçlar da değişiyordu evrensel olgulardan farklı bir durumdu. Doğru yanlış iyi kötü vb. garipti.

Merdivenlerden inmiş tekrar  merdivenlere gelmiştim. Yukarı çıkıyordum bu sefer. İçimde daha erken söylemi bir bıçak darbesi gibi keskin iz bırakmıştı. Bazen insan sorular sorar kendine havaya suya toprağa. Tohumla konuşur o da yetmez buluta sorar, çiçeğe sorar, ağaca sorar, güneşe sorar, akışına sorar. Öyle sormuş olduğum sorular var mıydı ya da hangi sorduğum sorunun yanıtıydı daha erken.. Neye erkendi. Bilmeliydim. Neye daha erkendi. Soru neydi..

Yoldan geçen arabaların uzakları aydınlatan süzme ışıklarının gidip gelişinde bir sokak lambasının aydınlığından diğerine doğru geçip giderken aklıma du sorular karanlıkta aydınlık olmayı dileyen biri olarak yürümeye devam ettim. Erken olana geç kalmamak için.

Gece yeni başlamıştı...
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 20/11/2008 - süreç

Kategori: Denemelerim

Bir gözlem. İnsan yeni bir ortama geçiş yapar. İnsanlar yeni mekanlarda bulunmak hem de uzun süreli bulunmaları gerekir. Bir çocuk okula başlar. İlk kez ev dışında bir yerde nefes alacaktır. Bir öğretmek yeni bir okula atanır. Ya da bir işyerinde ilk kez çalışmaya başladığımız zaman. Yani mekan değişikliğinin başlangıcından itibaren geçen ilk bir yıl süre olarak vermek gerekirse. Alışma, uyum sağlama vsvs. dönemleri. Ama o yeni mekanlarda yabancı olduğumuz şeyler var. Mikrop, dolaşan hava, tahtalardaki kutlar, insanların düşünceleri, meslek hastalıkları vs.işte aklınız daha yeni ortama ilişkin şeyler üretebilirse o kadar işte. Ve o alışma dönemi boyunca nedense hep hasta olunduğunu gözlemledim. Benim tesadüf ettiklerimde genelde durduk yerde olan üst solunum yolları rahatsızlıkları. Farklı insanlarda farklı zamanlarda farklı mekanlarda olan şeylerin benzerlikte tesadüf etmesi ilginç geldi. Bu kadar şeye de tesadüf denilemezdi gibi geldi. Belki de yanılıyorum belki de yanılmıyorum. Benimkisi sadece bir gözlem yaşamda izlediğiniz olayların yapboz parçaları gibi birleşmesi sanki. Sanki o ortamlara uyum sağlamak için illa ki hasta olmamız gerekiyor. Hele ki eski bir mekansa daha da kötü. Kendine has eskiliğinde sakladığı şeyler yeni geleni alıp yakalıyor. Bir savaş başlıyor içerde. Belki de dışarıya uyuma geçmek için var olan iletişimin sonucu içeride de benzeri. Garip tesadüfler bir araya gelebilir kendiliğinden.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 19/11/2008 - Ömürümüzün yaprakları

Kategori: Denemelerim

Ömrümüzün yaprakları düşüyor gün ben gün üstümüzden. Neler neler bırakmıyoruz ki geçmişe anı olarak kalsın diye. Günler geçiyor biz büyüyoruz olgunlaşıyoruz deliriyoruz sabrediyoruz… diye uzar gider insana dair ne varsa yaşıyoruz ordan buradan kırıntı kırpıntı anlarımızda. Para biter sınırlıdır ya hani. Harcıyoruz zamanlarımı. Nasıl olsa geliyor bize. Harca harca dur. Bozuk para gibi harcıyoruz yaşamlarımızı. Boza boza harcıyoruz kendimizi bedeli ise kendimizden başka ne olabilir. Uzak yaşamlar yakın oluyor kimi zaman. Kimi zamansa yakın yaşamlar uzak oluyor. Yaşam bu ne varsa içine alıyor. Mide gibi, masa gibi, ne koyuyorsak alıyor işte. Bazılarını sindirebiliyoruz bazılarını sindiremiyoruz. Bazı şeyler bizi besliyor bazı şeyler de zehirliyor. Doymak bilmiyor mide gibi yaşam torbası da. Süreklilik istiyor düzen istiyor. İstiyor. Dipsiz bir kuyu gibi.

 

Sistemler vardır düzen getirmek için, kaostan kurtarmak için insanları. İnsanlar kurarlar sistemleri insanlar için. Her konuda, her alanda bir sistem inşa etmeyi becermiştir insan. Ve her sistemin çarkları var döner durur. Çark dönerken öğütür içinde insanları, ruhları, bedenleri. Kan damlar, yaş damlar. Onlar olmasa çarklar dönmez. Kan akmayan sistemler var mıdır ki. Niye sistemler içine alır yok eder ya da yok etmeye çalışırlar. Yeterince güçlü olanlar, alavere dalavere işlerinde bulaşanlar vb. ezilmeden devam edebilirler. Ne olursa olsun sistemlerin insanı  yok etmelerine izin vermemek gerekli. İnsan o aradığı gücü kendinde bularak yoluna devam etmeyi bilmeli. Kendinden emin olarak. Vazgeçmemeli. Yolda bir kere düştü diye çocuklar koşmaktan vazgeçerler mi hiç . Vazgeçmezler. Bir parça yaşanılan çocukluk saklı kalan çocukluğa izin vermeli onu olgunlaşmış haliyle koşmasına izin vermek gerekli. Yaşam en güzel, en acı oyununu oynasa da pes etmemeli. Taşa kızmak yerine önüne bakmalı. İleriye daha ileriye daha daha.. Ancak o zaman uzağı görebilir. Geriye dönüp baktığında kimbilir belki de o taşa teşekkür edecektir.


Yolda yürümek güzeldir. Hele ki sonbaharda. Ağaçların altında yürümek. Gökten adeta yapraklar düşer adım atacağımız yere. Biz sarının, kırmızının üstünde haşır huşur yürürüz. Çok güzel arada bir başımıza da düşer. Piyango bileti mi alsak acaba yoksa o başka bir şeyin ardışık hikayesi miydi deriz aklımıza geldiğinde. Soğuğun kızarttığı yapraklar üstümüze düşer. Birden bizi alır götürür. Doğa kendi dilinde anlatır biz kendi dilimizde anlarız. Nasıl bakıyorsak öyle görürüz, anlarız. İşte bu yaşamdaki sanatçı duruşumuzdur. Ve herkesin içinde mutlaka bir sanatçı vardır. Gördüğünü anlamak işte bu sanattır. Kızaran yapraklara kızmayın onların üstünüze düşmesine izin verin. Nasıl da sizi sizden alacaktır düşen yapraklar nasıl da o anda düşüncelerinizi düşürecektir üstünüzden. Kızarmış yapraklara izin verin zihninizde size jimnastik yaptırsın.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

İşimiz "Nasıl" olacağına üzülmek değildir. "Nasıl" bağlılıktan ve inançtan çıkıp gelecektir. Nasıllar evrenin alanına girer. Evren her zaman siz ve rüyanız arasındaki en hızlı, en çabuk, en uyumlu yolu bilir. Eğer onu evrene havale ederseniz, verilen şeye şaşırırsınız ve gözünüz kamaşır; bu sihir ve mucizelerin gerçekleştiği yerdir. Onu her gün evrene teslim edin, ama bu asla bir angarya olmamalı. Tüm süreçte keyifli hissedin: mutlu, coşkulu ve uyumlu......

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS
flashcard ile resim çizmek
10 yaşındaki bir kızın resimleri
Farid Farjad.mutlaka dinleyin
mandala ya da fraktal. çizgiler ve renklerde yolculuk.
resim hocam
kara kalem tekniği anlatımı

Kategoriler

Arkadaşlar

Blogcu Yardım
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:6
| Sonraki Sayfa