Yaşamda bir yolcu

• 4/6/2007 - Çözüm bazen de hiçbir tercih yapmamaktır:

Kategori: Edebiyat ustune

Söyleyeceğin şeyi, söyleyebildiğin kadar net söyle. Tek sır budur.” Matthew Arnold

 

Hangimiz kendimiziz tamamiyle, hangimiz bütüyle gerçeğiz ve içimizde hangimiz kendi gerçeğinin farkında? Belki tek bir gerçek var ve hepimiz onu bulmaya çalışıyoruz; her birimiz ayrı bir parçasını bulup bulduğumuzda esas olduğuna inanıyoruz sonra da.

 

Varoluşçu filozof Heidegger, “Herkes ötekidir. Hiç kimse kendisi değildir” derken, insanın kaderin bir kaderin bir ürünü olan dünyaya öylece bırakıldığını ve bütün tercihlerini de bu bırakılmışlık içinde yapmaya mahkum olduğunu savunuyordu, yaşamımızın seçimlerle şekillendiğini.

 

 

Yalnızlığı en hissettiğimiz zamanlarda, dünyada iki tür insan olduğunu; birinin biz, öbürünün bütün diğerleri olduğunu düşünüyorduk bir ihtimal. O yalnızlıktan kaçmak için kimimiz aşka, kimimiz ideolojilere sığınıyorduk. Geriye baktığımızda da seçtiklerimizin isabeti hakkında hüküm veriyorduk sanki o seçenekler büsbütün özgür irademizin sonuçlarıymış gibi.

 

Yine de bilimin de, sanatın da, ‘insan’ olmanın yolu da gerçeği aramaktan geçiyordu kuşkusuz. O yüzden Peride Celal, ‘sahici’kadınları yazmaya yöneltiyordu kalemini; Guillermo Arriaga, gerçekliğiyle insanın “ruhunu kanırtan” hikayeler anlatıyordu.

 

Aradığımız gerçeğin dışında yaşamın katı, çirkin ve onursuz gerçekleri de var çünkü: Bir filozofun, Yahudi öğrencilerin diploma almasını engellemesi; Güneş de Doğar’ın Bretti gibi, onu seven herkesi kullanmaktan çekinmeyenlerin egoistlikleri.

 

Ne insanlık ne de aşk kendilerine atfedilen değerler layık değiller çoğu kez. İnsanlar çıkarıyor bütün savaşları, insanlar yapıyor ırkçılığı, işkenceleri, katliamları, insanlar aşağılıyor hemcinslerini, hileye, dalavereye, sahtekarlığa onlar başvuruyor. İnsan oldukları için. Ve sinsileşiyor, yalanlar söylüyor, kendini olduğundan başka gösteriyor, rakibine iftira atıyor, önünü kesiyor, sevdiğinden karşılık görmediğinde kin güdüyor. Aşık olduğu için.

 

O halde çözüm bazen de hiçbir tercih yapmamaktır: Ne siyasette ne aşkta ne de dostlukta.

 

Bekleyip görmektir doğrusu: Yaptığımız seçimlerle kendimizi kandırıp sonra pişman olmamaktır.

 

Rengin Soysal

K Dergi

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 4/6/2007 - Hiçbir şeye sıkı sıkı sarılmayın

Kategori: Edebiyat ustune

Onunla nasıl eğleneceği dışında edebiyat hakkında her şeyi biliyordu.” Joseph Heller

 

Bireysel mutlulukları çok az tattıkları, hatta neredeyse hiç yaşamadıkları için mi kitlesel sevinçlere böylesine aç insanlar. O yüzden mi tuttukları takımın başarısına bunca abartılı sevinmeleri. Bir türlü renklendiremedikleri dünyalarında formaların renklerinden medet ummaları.

 

Hangi inançlarını kaybettiklerinden ya da hangi inançların eksikliğinden doğuyor peki bu tapınma kültürü. Teknolojiye, markaya, pop kültürünün yarattığı idollere böyle sınırsız bir hayranlıkla teslim olmuş. Güya birey olmanın yüceltildiği bir çağda, asla kendisi olmalarına izin verilmeyenlerin “dünyanın en acımasız insanları olmaya başlamaları” Douglas Coupland’ın anlattığı gibi; birbirlerine belki de her zamankinden daha çok benzediklerinin farkına varmaları.

 

Düşünmenin, öğrenmenin, bilimsel, kültürel ve felsefi merakın yoruculuğundan kaçıp klişelerin kolaylığına sığınmaları, menfaatleri uğruna veya sıradanlıkları ortaya çıkmasın diye bütün sistemi ‘vasatta’ tutmaya çalışanların oyununa gelerek sınırlarını aşamamaları, yalnızlık korkusuyla en küçüğünden en büyüğüne çeşit çeşit ‘iktidara’ itaat etmeleri, kendini ilerici, modern, tabı yıkıcı sanmanın aldanışında ortalamanın hükümranlığına hizmet etmeleri. “Propagandaların çekim alanına girmemek, apolitik olunduğu anlamına gelmiyor” aslında. Herkesin hayran olduğuna ille de hayranlık duymak gerekmiyor, sorgulamayı, şüphe etmeyi, araştırmayı, beğenilerini ve sağduyunu geliştirip kendine güvenmeyi tek başına kalmak pahasına başarmak, insanı ‘sürü’nün parçası olmaktan kurtarıyor ancak.

 

Şöyle bir bakın geriye: Aşık olduğunuz, güvendiğiniz, farklı değerler biçtiğiniz nice insan tanıdıkça birer birer inmediler mi onları çıkarttığınız basamaklardan. O halde nereden biliyorsunuz başkalarının ‘put’laştırdıklarının durdukları yeri hak ettiklerini.

 

Her şey değişir hayatta yalnızca buna inanın ve Seneca’nın yaptığı gibi hiçbir şeye sıkı sıkı sarılmayın. Onun söylediği gibi:

“Kaderin size bahşettiği şeylere belli bir mesafede durun ki, istediği zaman onları rahatça alsın hayat, sizden koparmasın…”

 

Rengin Soysal

K Dergi

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 30/3/2007 - Niçin susar insan?

Kategori: Edebiyat ustune

 

Yazana zahmet vermeyen yazı okuyana da zevk vermez.

Samuel Johnson

 

 

Niçin susar insan? Belki de başlangıçta, konuşmadan da anlaşabildiği birilerinin var olduğunu sanmasından, öyle ummasından. Sonra bir gün konuşmayı denemiştir büyük ihtimalle; çaresiz kaldığından, ‘kendini ifade et’ kültürünün dayatmasında safça, onu anlamalarına izin vermediğini düşünüp kendisini suçlayarak.

 

Herkes bir gün konuşur. Konuştuğunda, sustuğundan da beter bir anlayışla karşılaşırsa peki? ‘Kendini ifade edememek’ en çok da çağımızın uydurmacasıdır. Anlamak isteyenler, buna niyeti ve kapasitesi olanlar anlar çünkü; anlamıyorlarsa ya işlerine öyle geldiği içindir ya umursamadıklarından ya da böyle bir yetenekleri bulunmadığından. Heidi’nin yazarı Johanna Sypri derin bir bunalımdayken eşi, anlatmadığı için mi görmüyordu sanki karısının mutsuzluğunu. O halde susmak en doğrusudur belki ve siz susarken anlamış olanlar varsa sizi, konuşacağınız kişiler de yalnızca onlar olmalıdır. Emily Dickınson’ın yolunu izlemekte ne sakınca olabilir ki yoksa? İnziva, ona atfedildiği gibi kötü bir şey midir gerçekte? Dışarıdan tuhaf  görüneceksiniz diye, onlar gibi olmadığınızdan çeşitli yaftalar yapıştıracaklar korkusuyla, hırsları uğruna bedenini satanlar ya da arzuları için onları sevenleri harcayanların arasında yaşamak zorunda kalırsanız, buna zorlanırsanız daha fazla mutsuz olmaz mısınız?

 

Kime gösteriş yapmak mecburiyetiniz var ki? Yalnızlığınız zevk veriyorsa, içinizin zenginliği yetiyorsa, küçücük bir dünyada kocaman bir alem kurabilyorsanız bırakın istediklerini söylesinler. Kundera’nın harika bir romanında bir erkeğin bir başka erkekten alması gereken intikamını aslında bir kadından almaya kalkıştığını görüp irkildiğinizde düşün müyormusunuz hiç:

 

Zekası sizinle aynı ‘şaka’yı paylaşmaya yetmeyenlerle ne işiniz olabilir ki?

 

Rengin Soysal

K Dergi

 

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 22/3/2007 - Duyguların bedeli yoktur. O yüzden karşılığı beklenmez.

Kategori: Edebiyat ustune

 

“Kaleme inandığımdan daha çok makasa inanırım” Truman Capote

 

 

 

Duyguların bedeli yoktur. O yüzden karşılığı beklenmez. Bekliyorsanız eğer, duygularınızın sahiciliğini bir yoklamanız gerekir.

 

Aşık olduğunuz kişi tarafından sevilmediğinizde, terk edildiğinizde, ya da aldatıldığınızda acı çekmeniz, mutsuz olmanız, hayal kırıklığına uğramanız doğaldır ama öfkelenmeye, kin gütmeye, öc almaya hakkınız var mıdır? Artık sevmediğiniz birinin sizi onu sevmeye mecbur edemeyeceğine nasıl inanıyorsanız, birlikte olmayı daha fazla arzu etmediğiniz birinin onunla kalmanız konusunda ısrarcı olmaması gerektiğini nasıl düşünüyorsanız sevdiğinize karşı da aynı ölçülerde adil olmayı öğrenmeniz şarttır.

 

Acıyı atlatmanın, çıkış yolu bulmanın çözümü herkes için farklıdır. Kimi, kendinden çok genç karısı tarafından aldatılan Alberto Moravia gibi “durumu entelektüalize etmeye” çalışır kimi İvan Bunin’in sevgilisi gibi kaçıp uzaklaşmakta bulur çareyi.

 

Peki, sevdiğinizin içindeki ‘insan’ın umursamazlığıyla, sizi hiçe saymasıyla kırılıp yaralanırsanız; geçmişteki rüyanızın, ömrünüzün sonunda bile dönüp baktığınızda hatırlayacağınız güzelliğiyle dudağınıza yerleşecek tebessümü çalındıysa ne yaparsınız?

 

O zaman belki bambaşka bir aleme, maddeye değil manaya sığınırsınız.

 

Edebiyat, her an her yerde karşınıza çıkabilecek insanların iç yüzüne de ayna tutar çok zaman. Kendini saf gösteren kurnazların, geleceğe dair planları veya küçük hesapları için herkesi kullanmaktan kaçınmayanların, çıkarları uğruna uyumlu rolü oynayanlarını daha çabuk anlarsınız.

 

Yine de onların silahlarıyla mücadele etmezsiniz.

 

Çünkü maddeden soyunduğunuzda yalnızca vicdandan ibaret kalacağınızı bilirsiniz.

 

Rengin Soysal

K dergi

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 22/3/2007 - Kaçmak, kaçtıklarına yakalanmaktır bazen...

Kategori: Edebiyat ustune

 

 

“Kurnaz insanlar okumayı küçümserler, basit insanlar ona hayran olurlar, akıllı insanlar ise ondan faydalanırlar” Francis Bacon

 

 

 

Hayat olmasa ölüm de olmayacaktı, yaşadıkça ölüme yaklaşmanın bilgisiyle korkmayacak, ona bir anlam katmak için böyle çırpınmayacaktık. Başladığımız seferde yolumuza çıkanlarla, payımıza düşenlerle, rast geldiklerimizle, bize gelen, bizimle kalan veya bizi bekleyenlerle yürüyüp gitmekten böylesine huzursuz olmadan akıp gidecektik sonsuza doğru.

 

Ama sonsuzda kaybolmak öyle dehşete düşüyoruz ki belki yüzlerce kez kayboluyoruz henüz yoldayken, başarısızlık, mutsuzluk, tatminsizlik, sevgisizlik saydığımız şeylerle. Asıl anlamın nerede ve nelerde olduğunu anlamadan kendimizce değerler yüklüyoruz çok zaman hiçbir mana taşımayan şeylere ya da hak etmeyen kişilere.

 

Yeteneklerimizi kutsallaştırıyor, sevdiklerimizi ilahlaştırıyor, başarılarımıza tapıyoruz; gittikçe ruhumuz yoksullaşıyor, görmüyoruz. Sadece hoşlandığımız için bir şeyler yapmanın zevkiyle, birisini zaaflarıyla sevmenin gerçekliğiyle, kendimizi başkalarına ispatlamanın değil sahiden değer taşıdığımızı bilmenin huzuruyla mutlu olmayı öğrenmiyoruz.

 

Sevgilerimiz bile sahte, doğaçlama, içimizden geldiği gibi aşık olmuyoruz birilerine, aslında kendi varoluşumuza, kendi hayatımıza mana vermek için kullanıyoruz onları. O zaman da ya bir şeyler talep ediyoruz ‘sevdiklerimizden’ ya kendi istediğimiz şekli verip yeniden yaratmaya çalışıyoruz. Hem kendimizi kandırıyoruz hem karşımızdakini, sonra aşkların sığlığından söz ediyoruz.

 

O manayı biz yüklüyorsak eğer, “Bir insanı sevmekse en yüksek anlam, pekala bir gemiyi o insanmış gibi kutsayarak yaşayamaz mıyız” diye sorduğu Herman Melville’i anlatan Ali Bayburt’un artık gözlerimizi açmanın, değeri hakiki olanı ayırt etmenin vakti çoktan gelmiş olmalı değil midir; bir mana ararken manasızlığa düşmenin zavallılığından korunmak için.

 

Çünkü “kaçmak, kaçtıklarına yakalanmaktır bazen” Yakup Kardi’nin ‘Hikmet Bey’inin başına geldiği gibi.

 

Rengin Soysal

K dergi.

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

İşimiz "Nasıl" olacağına üzülmek değildir. "Nasıl" bağlılıktan ve inançtan çıkıp gelecektir. Nasıllar evrenin alanına girer. Evren her zaman siz ve rüyanız arasındaki en hızlı, en çabuk, en uyumlu yolu bilir. Eğer onu evrene havale ederseniz, verilen şeye şaşırırsınız ve gözünüz kamaşır; bu sihir ve mucizelerin gerçekleştiği yerdir. Onu her gün evrene teslim edin, ama bu asla bir angarya olmamalı. Tüm süreçte keyifli hissedin: mutlu, coşkulu ve uyumlu......

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS
flashcard ile resim çizmek
10 yaşındaki bir kızın resimleri
Farid Farjad.mutlaka dinleyin
mandala ya da fraktal. çizgiler ve renklerde yolculuk.
resim hocam
kara kalem tekniği anlatımı

Kategoriler

Arkadaşlar

Blogcu Yardım
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:2
| Sonraki Sayfa