... Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşıyacaksın, ırmaklara, göğe bütün evrene karışırcasına Çünkü ömür dediğimiz şey Hayata sunulmuş bir armağandır Ve hayat sunulmuş bir armağandır insana.
Ataol Behramoğlu
Ben varsan, benim gölgem de vardır. Jung öyle dememiş mi? "Herkes bir gölgeye sahiptir" Bu gölge ile ne kadar yüzleşirsek, kendimizi o kadar tanımamış oluruz. Böylece "gölge", bilinçce kabul edilmez ve dışarıya, diğer insanlara yansıtılır. İnsan keni gölgesiyle yüzleşip hesaplaşmayı öğrenirse, dünya için gerçek bir şey yapmış olur, "hiçlik" kalkar ortadan. "Var olurum" o zaman. "Ben varsam", "var olmama"ya da son vermiş olmaz mıyım? İnsanın toplum içinde var olabilmesi ve grup üyeliğini sürdürebilmesi için, gölgesindeki hayvansı eğilimleri bastırması, böylece güçlü bir persona geliştirmesi gerekir. Bu anlamda "persona", toplum tarafından kabul edilebilmek için insanın dış dünyaya karşı taktığı maske ya da takındığı kimliktir.
Aslında insanın derinliklerindeki karşıtlıklar, Jung'un sözünü ettiği persona-gölge kutuplaşmasından farklı biçimlerde de, insanın psikolojik yaşamında mevcut. İnsan, kendine yabancılaşmadan , dünyaya yaklaşabilirse "var"dır. Bu anlamda"var olmak", "hiçlik" kavramını ortadan kaldıracaktır kuşkusuz.
Hegel'in söylediği gibi, " insanoğlu kendi aklının olanaklarını ve gücünü tahmin bile edemez". Var olabilmek için kendisini, kendi olanaklarını en küçük ayrıntısına kadar gözden geçirmesi, "Diğeri"ni de küçümsemeden, kıskanmadan tanımaya çalışması gerekir. Böylece felsefi bir yolculuğa çıkmış olacaktır. Anicus Boethius'un ifade ettiği gibi, "felsefe" bütün bulutları dağıtacak, ışığı insanın derinliklerine yöneltecektir. Bu anlamda "felsefe" aracılığla sorunlarla başa çıkmak mümkün olabilcektir. Filozof olmak, sadece ince kavrayışlı fikirlere sahip olmak ya da bir felsefe ekolu kurmak değildir.
Herkesin bir yaşam felsefesi vardır. Na var ki, çoğumuz bu gerçeğin farkında değiliz. Oysa kendi felsefemizi anlamak, bir çok sorunun ortaya çıkmasını önlememize, sorunları çözmemize veya kontrol altına tutmamıza yarayabilir. Sonuçta felsefe, hepimizin derinliklerinde var olan soruları inceler; İyi bir hayat nasıl yaşanır? İyi nedir? Yaşamın amacı ve konusu nedir? Neden bu noktada bulunuyorum? Doğru olan nedir? Neden ben doğru olanı yapmalıyım?
Felsefe tarih boyunca en bilge düşünürlerin soruları ve yanıtlarından oluşmuştur. Ne var ki felsefe aynı zamanda "kişisel"dir. Bir anlamda, hepimiz kendimizin filozofuyuz. Prof.Lou Marinoff, felsefe terapisi adlı yapıtında çok önemli bir öneride bulunuyor: "Prozac'ı bırak, Platon'a takıl."
Sorunlarmız üzerinde, felsefeye yönelerek derinlemesine çalıştığımızda elde edeceğimiz şey, şimdi veya gelecekte yolumuza çıkacak her soruna açık ve net bir düşünce biçimiyle yaklaşmak sorunlarımızı bu şekilde çözmek olacaktır.
Kuşkusuz yaşam çok karmaşık ve stres doludur. Ne var ki, umudumuzu bir tarafa atmadan bütün bunların üstünden gelinebileceğini bilmemiz çok önemli bir adımdır.
Evren bize, giderek bilimden ve dinden çok daha önemli olanaklar sunmaktadır. Bertrand Russell, felsefeyi "teoloji ile bilim arasında, tarafsız bir bölge" diye tanımlarken, bize böyle bir olanağın önemini göstermiş olmuyor mu?
Felsefe artık, insanların onu anlayabilceği ve uygulayabilceği noktada yeniden gün ışığına çıkıyor diyebiliriz. Felsefe konusundaki gizli gerçek, çoğu insanın felsefe yapabileceği olgusudur.
Terapi anlamında felsefeyi uygulamak demek, kendi içsel dünyamızı araştırmak demektir. Kendimizi keşfetmek gezisinde en yetkin kişi biziz. Bununla beraber bazen, yolları yürümüş filozofların yol göstericiliğinden de faydalanabiliriz.
Kendimizi anlamaya, kendi sorunlarımızı çözmeye çalışarak "Diğeri"ne yaklaşmaya çalışırken, önemli bir noktanın varlığına da işaret etmeliyiz; İş... "Var olmak ya da olmamak" onsuz olmaz. Voltaire'nın de söylediği gibi: "İş bizi üç büyük kötülükten korur: Can sıkıntısından, ahlaksızlıktan ve yoksulluktan." Genel olarak "iş" yaşamın önemli bir dilimidir. herhangi bir işte çıkan etik anlaşmazlıklar, sorunlarımızı daha da önemli kılar. Hangi iş olursa olsun, bir işi iyi yapmak bize bir doyum duygusu verir.
Çoğu insan için "iş" iyi bir yaşam yolculuğudur. Sevmediğimiz bir işte çalışmak bile kötü değildir. Bazen bir işi, o işe uygun olmadığımızı keşfetmek için yapmak zorunda olabiliriz. Katı akılcılık ile katı deneycilik arasındaki "orta yol"da yaşamdan öğrendiklerimiz bize ne yollar açabilir. Anlamlı çalışma, insan için iyi bir yolculuktur. Thomas Carlyl'ın söylediği gibi, "Her iş kendi başına soyludur". Denemezsek nasıl bilebiliriz ki?
Var olmak ya da olamamak serüveninde daha neler var söylececek...
... Hadi bakalım başla işine İlk vapuru ilk treni İlk uçağı kaldır Dünyamızın çarkı dönsün
Sabahattin Kudret Aksal
Neriman Samurçay Sanatta Psikanaliz adlı kitabından alıntıdır.. İş bankası Kültür yayınları.2008
|